Sayfalar

17 Kasım 2010 Çarşamba

Söküğünü Dikemeyen Terzi: Gazeteci…


Mustafa Sönmez


Demokrasi,örgütlenme, ifade özgürlüğü, çalışan hakları denilince mangalda kül bırakmayan, demokrasi havarisi geçinen, ama iş kendisine geldiğinde bunların hiçbirini kendi için isteyemeyen, kullanamayan, kısaca, söküğünü dikemeyen terzidir gazeteci milleti…Mesela, bayramlarda, çok değil, 1992 öncesinde, gazeteciler de tatil yaparlardı. Geleneksel olarak büyük illerdeki gazeteci cemiyetleri, bayram gazetesi çıkarır, onu da “nöbetçi gazeteciler” ile üretirlerdi. Kaliteli bir gazete olmazdı ama en azından gazetecilere bayram tatili yapma fırsatı verirdi. Sonra ne mi oldu? 1992 Haziran’ında , Sabah’ın patronu Dinç Bilgin ve sağ kolu Zafer Mutlu, daha fazla kar hırsıyla bu geleneği bozdular. Biz bayramda gazetemizi çıkarmaya devam edeceğiz, dediler. Aydın Doğan ve öteki gazete sahipleri de “canımıza minnet” deyip buna karşı çıkmadılar. Sabah’ın patronlarının oyunbozanlığı ile bu gelenek bozuldu ve gazetecilerin çoğu, bayram günleri de çalışmaya mecbur kaldılar.

***

Sabah’ın eski patronları, kendi işyerlerine sendika sokmayarak da medyadaki yozlaşmaya tüy diktiler. Sabah, sendikalaşmaya izin vermezken, Doğan ve diğer patronlar da sendikalı çalışanları sendikadan istifa ettirdiler. Gazeteci milleti bu zorbalığa da karşı duramadı. İşyerine çağrılan notere tek tek giderek imza verdiler ve sendikasızlaştılar. O gün bugündür, “sendikasız demokrasi mi olur” mavrasını sıkan birçok gazeteci, konu medyaya sendikanın girmesi olduğunda hemen ortalıktan kaybolur. Genç gazeteciler de, ağabeylerin ucundan tutmadığı bu konuyu tehlikeli görür, işlerini kaybetmek korkusuyla sendikaya üye olmazlar. Bu arada, Sabah-ATV’de grev yapan 10 kadar çalışanın 14 aylık direnişi, diğer grup çalışanlarının umursamaz tavırlarıyla sürüyor…(*)

***

Örgütsüz gazeteciler, yasal haklarından bihaber oldukları gibi, haklarını kullanmayı da pek bilmezler. Mesela, medyada da işgünü 8 saattir. İşveren, günde ancak 3 saat”fazla çalışma” isteyebilir ama bu 3 saatin de ücretini yüzde 50 zamlı ödemek zorundadır. Mesai, saat 24’ten sonraya aitse, çalışma saati başına yüzde 100 zamlı ödeme yapılmalıdır. Nerede var bu uygulama? Özellikle görsel medyada 12-13 saat sıkı çalıştırır, zamlı filan da ödemezler fazla mesaiyi. Hatta mesai ödedikleri bile şüphelidir… Gazetecilere ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yaptıkları çalışmaların ücretleri de yüzde 100 zamlı yapılmalıdır.

Şimdilerde köle emeği olarak stajyer istihdamı yaygınlaşıyor. Yasaya göre, yazı işlerindekilerin yüzde 10’unu aşmaması gerekir stajyer sayısı. Ama, birçok gazete,TV, stajyerlerle iş döndürür halde.

Basın yasası, gazetecinin deneme süresinin 3 ay olduğunu söyler ama aylar ayları kovaladığı halde kadrosu yapılmaz gazeteci adayının.

Çoğu gazeteci bilmez ama, patronların gazeteciye yılda bir maaş ikramiye vermesi, yasa gereğidir. Sonra, askere gidene askerlik süresince yarım maaş verilmesi de Basın Kanunu’nun tanıdığı bir haktır. Diğer işkollarından farklı olarak, gazeteci kendi isteğiyle- gazetenin çizgisi değişti iddiasıyla- zamanında bildirim yaparak işten çıkabilir ve ihbar-kıdem tazminatı da almaya hak sahibidir. Ama, örgütsüz ve bilinçsiz gazetecilerin çoğu bunu bilmez ve uygulamaya yeltenemez.

Bir yıllık kıdemi olan gazetecinin yıllık izni 4 haftadır ama kim o kadarını kullanabilir ? 10 yıl kıdemli ağabeyler bile hakları olan 6 haftayı kullanmaya “cüret” edemezler. Bu hakların hepsi, Basın Yasası’nın sağladığı “asgari” haklardır. Sendikalı olsalar toplu sözleşme ile bu hakları hem uygulatır hem de yasal hakları yukarı çekebilirler.

***

Medyada çalışanlarının bugünkü perişanlığının ardında, tabi ki, medya endüstrisinin büyümesi ile çalışanlar arasında özellikle 1990 sonrası artan hiyerarşi etkili oldu. Yayın yönetmenlerini şirket yönetim kuruluna alan, yazar ve editörlere ayrıcalıklı maaşlar ödeyen, “tetikçiliği” ayrıca ödüllendiren medya patronları, geri kalan medya çalışanları ile bu aristokratları ayrıştırdılar, yemek salonlarını bile ayırdılar.

Söküğünü dikemeyen gazeteciler, bu saatten sonra örgütlenebilirler mi? Umutsuz olmamak gerek ama, çok zor gibi. Sendikalaşarak dayanışmanın yerini, şimdilerde daha çok “klan” türü gruplaşma, bir tür medya içi cemaatleşme almış durumda. O da, grup, cemaat şefine mutlak itaati gerektiren bir çarpıklık yarattı. Yani neresinden tutsanız elinizde kalan bir durum var medyada…

(*) Basında sendikasızlığın öyküsü arkadaşım Atilla Özsever’in doktora tezidir ve Tekelci Medyada Örgütsüz Gazeteci başlığıyla, İmge Yayınları yayınlamıştır..