Sayfalar

Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2011 Cumartesi

Turizmde Antalya, Muğla: 4 İstanbul,İzmir: 3

Mustafa Sönmez

Kum-deniz-güneş turizmi, 2010’da da hakimiyetini korudu ve Antalya-Muğla distinasyonları , toplam girişlerden yüzde 42 pay alırken, kültür turizmini temsil eden İstanbul ve İzmir’in payı yüzde 28’de kaldı. Böylece 4 büyük destinasyon, 2010 girişlerinden yüzde 70’e yakın pay alırken, geri kalan yüzde 30’luk girişi Türkiye’nin diğer 77 ili paylaştı.




Kaynak:Kültür ve Turizm Bakanlığı veri tabanı

Yabancı turist sayısı durmadan artıyor ama gelir o ölçüde artmıyor. Nitekim, 2010’da turist artışı yüzde 4’ü geçti ama gelirler yüzde 2 geriledi. 2009’da 580 dolar olan turist başına gelir 2010’da 530 dolara düştü. Yani fiyat kırarak, ucuza satarak otellerin doluluk oranı belli bir seviyede tutulmaya çalışıldı. Düşük kar oranları ile turizm varlığı yine üç-on paraya satıldı.

Kum-deniz-güneş turizminin merkezi Antalya’nın 2009’da yüzde 31’e yaklaşan payı, 2010’da 1 puan artarak yüzde 32’yi geçti. Buna karşılık 2010 Avrupa Kültür Başkenti avantajını arkasına alan İstanbul, turist artışı yerine gerileme gösterdi ve 2009’a göre 550 bin daha az yabancı ziyaretçi ağırladı ve payı yüzde 3 puan geriledi, yüzde 24’e düştü.

İstanbul girişlerinde azalmanın açıklaması, kayıtların değişmesi ile yapılıyor. 2009’da transit uçuşların İstanbul’a yazıldığı için rakamın yüksek çıktığı, 2010’da bunun değişmesi ile, azalma olduğu iddia ediliyor. Azalma, bu kayıt-kuyut işiyle açıklanıyor. Öyle de olsa ortada 550 bin bir azalma var ve bunun izahı, sadece bu kayıt-kuyutla yapılamaz. Ortada, net bir gerileme olduğu açık. Özellikle İstanbul’a, AB menşeli yabancı ziyaretçileri 2010’da azaldı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti rüzgarını hiç iyi kullanamadı.

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İstanbul’un 2011’e iyi bir başlangıç yaptığını müjdeledi. 2010 ocak ayına göre İstanbul’a yabancı girişi Ocak ayında yüzde 28’in üstünde artarak 378 bini geçmiş. Bu, geçen Ocak ayına göre 84 bin artış demek. Umalım, sonraki aylarda da bu tempo sürsün.

Öte yandan, Antalya’nın 2010 performansına bakıldığında, 2009’dan daha iyi yaşanan dönemin, Mayıs-Ekim dönemi olduğu görülüyor. 2010’da 9,3 milyon yabancının ziyaret ettiği Antalya’da trafik, Mayıs ve Haziran’da en hızlı artışı göstermiş görünüyor.

***

Kültür turizmi potansiyeli açısından Türkiye’nin en zengin destinasyonlarından biri olan İzmir ise, ne yazık ki, hakkettiği turisti çekemiyor.

2005’te 780 bin olan turist girişinin 2010’da 1 milyon 155 bine çıkmış olması olumlu görünmekle beraber, İzmir’in potansiyelleri açısından yetersiz ve hayıflandırıcıdır. Kaldı ki, 2010 girişlerinde üçte bire yakın giriş, günübirliktir. Alsancak Limanı’ndan 2010’da 350 binin üstünde günübirlikçi kruvaziyer turizm gezgini İzmir’i ziyaret etti.

Efes,Yamaç Evleri,Bergama Akropol, Asklepieıon, Bazilika, Çeşme Müzesi gibi çok önemli müze ve ören yerlerine sahip olan İzmir’de yerli ve yabancı turistler öncelikle Efes’i geziyorlar. 2010 yılında 9 milyon TL’ye yaklaşan müze ve ören yerleri gelirlerinin üçte ikisi Efes’ten gerçekleşirken ikinci sırayı Akropol, üçüncü sırayı Yamaç Evleri aldı.

Turizm işletme belgeli 135 tesisinde 27 binin üstünde yatak varlığı olan İzmir’in turizmde iddiasının daha büyük olması, bunun için de Bakanlığın tanıtım konusunda daha büyük destek vermesi gerekiyor.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Biri Çıksın, Bu Rakamlar Yanlış Desin…

Mustafa Sönmez

Yıllardır, Turizm Bakanlığı, T.C.Merkez Bankası ve TÜİK’in işbirliğinde, yurdumuzu ziyaret eden yerli ve yabancı ziyaretçilere, çıkış kapılarında anket uygulanır ve onların beyanlarına göre hesaplanan kişisel turizm gelirleri, ziyaretçi sayısı ile çarpılıp toplam turizm geliri bulunur. Bu gelir toplamı da haliyle, turist sayısına bölününce ortalama turist başına gelir verisine ulaşılır. Bu, yabancı turistler için ayrı, yurtdışında yerleşik vatandaşlarımız için ayrı yapılır. Bu rakamlar ayrıca alınıp ödemeler dengesine de “turizm geliri” olarak yazılır.

Buradan çıkan rakamlara inanmak gerekirse, Türkiye’ye her yıl gelen turist sayısı hızla artıyor ama ortalama turist harcaması azalıyor.
Yani Türkiye, yıldan yıla turizmini ucuza satıyor.



2004 yılında 17 milyon yabancı turist gelmiş ve turist başına harcama 705 dolar olarak gerçekleşmiş. Sonraki yıllarda turist sayısı hızla artmış ve 2010’un ilk 9 ayında 23 milyonu bulmuş, yıl sonunda 30 milyonu görmesi muhtemel, ama bu yılın turist başına ortalama harcaması 527 dolara kadar düşmüş. Bu, 2004 yılının ortalamasının dörtte bir oranında ucuzlaması demektir. Bu rakamlar doğruysa, bir turist 8,8 gün kalıyor ve günde 60 dolara ulaşım, yatak, yeme-içme, hatta hediye harcaması yapıyor. Turizm gelirleri, kişi başına turist gelirleri, hep böyle hesaplanıyor. Yani bütün dünya bu yöntemi uyguluyor ve Dünya Turizm Örgütü WTO, bu verileri her ülkeden toplayarak sıralama yapıyor ve tabi ki Türkiye bu sıralamada hep altta bir yerlerde duruyor.


Kaynak:Kültür ve Turizm Bakanlığı veri tabanı

Özellikle turizm sektörünün içinden olanlar, bu rakamlara dudak büker, bunun yanıltıcı olduğunu söylerler. İstanbul’da gecelik en az 50 dolar yatak ücreti alan bir otel işletmecisi, bu rakamlara güler geçer. Ama herkes, Güney illerimizde her şey dahil (all inclusive) satışların, nasıl üç on paraya yapıldığını da biliyor.

Bir gerçek de şu: Hudut kapılarımızdan giren her yabancının “turist” olduğunu kabul ediyoruz. Oysa komşu ülkelerden gelenlerin bir kısmı eş-dost evinde kalıyor. Çok ucuz otellerde barınıyor, hatta “turist” olarak değil, kaçak işçi olarak çalışmak için giriş yapıp her 3 ayda bir hudut dışına çıkıp yine giriş yapıyor. Bunlar, ortalamayı tabi ki düşürüyor.

Bize daha rafine, daha inandırıcı araştırmalar gerekiyor. Bırakın TÜİK’i filan, mesela konaklama işletmecilerinin örgütleri, TÜROFED, TUROB, kendi üyelerinden bilgi toplayarak, yıldız farkını da dikkate alarak, ayda bir ortalama yatak fiyatlarının seyrini kamuoyu ile paylaşabilir. Bu, daha inandırıcı bir istatistik olur. Hem doluluk, hem fiyatlar hakkında daha bilimsel veriler elde edilir. Herkesin de yolunu aydınlatır. Neden yapılmaz bu, zor mudur? Ticari sır mıdır? Nedir?